Beni çağırdı yanına, ramak kaldı yöresine varmama. Derin gözleriyle baktı sonra ve usulca fısıldadı “gel”…
Hiçbir “gel” bu denli ısrarlı olmamıştı. Hiçbir vurgu bu kadar tehditkar…
Korkularım çıktı gün yüzüne. İrkildim. Bir adım atacak oldum taşa kesti ayaklarım, tere bulandı avuçlarım; ayalarımdaki ıslaklık nedensiz dökülen gözyaşları gibiydi. Hiç sualsiz kabullenmek gibi yalnızlığı, kederi sahiplenip de, yuva kurmak gibi acılara... Derme çatma bir hayal gailesinin içine düşüp de bloklar örmek sızıdan, yangın yerine dönen umudunu görmezden gelmek ve direnmemek hayata …
Hiçbir “gel” bu kadar doyurucu olmamıştı, evet, üç harfle gönlümü çalmamıştı hiçbir kelime…
Arkama son kez bakma ihtiyacı, döndürdü beni telaşımdan. Geride bıraktıklarımız değildir bizi asıl düşündüren; onların gidişimizin ardından aldığı şekildir, bedenimizi haylazca döndüren… Bilirim ki gidecek cesareti olanlar vazgeçmişlerdir geçmişten; sade merak; hain, işkenceci, ciğersiz merak döndürmüştür çehreyi bedenden…
Hiçbir “gel” böylesine esir almamıştı duyumu; algılarım yalnızca bir kelimenin tavafına merak salmamıştı…
Bilirim. Kimse perişan olmayacak gereğinden fazla… Bilirim. Bende geçtim o yollardan. Bilirim bir telaş, bir acı saracak bedeni; birkaç ay sonra acıya alışacak bünyeler, uyuşacak beyinler ve o uyuşukluk eski günleri çağırıştıracak zihinlere yeniden. Alıştığın için nefret edeceksin kendinden, hayat devam ettiği için gülümseyeceksin, her gülümseyişte daha çok geçeceksin geçmişten… Bilirim, yabancı olacak ağıtlar, türküye bırakacak yerini bütün sabahlar…
Ölüm beni çağırıyor kışkırtıcı…
Ölüm beni çağırıyor yumuşacık, ılık…
Ölüm beni çağırıyor… Direniyorum, kah katlanıyorum hayata, kah dokuz sekizlik yaşıyorum zamanı. Bazen sulanıyor gözlerim, bazen hıçkırıklara kimi gün kahkalara boğuluyorum. Hep bende olmayanlara öykünüyorum. Bazen daha çok sükunet istiyorum. Ağırbaşlı, hanımefendi düşler kuruyorum peşi sıra, sonra vazgeçiveriyorum hemencecik… Gıdıklasın istiyorum beni yaşam. Dedim ya bazen sulanıyor gözlerim, bazen hıçkırıklara kimi gün kahkalara boğuluyorum. Ne çağıran ölüme poz veriyorum ne de direnen hayata. Hani böyle arafta; ne mutlu ne mutsuz ne umutlu ne umutsuz, sahte olmayan, biraz çetrefilli yollara saldım kendimi…
Ölüm beni çağırıyor…
Tecrübesiz, korkak, isyankar değilim…
Göz kırpıyor, arkamı dönüyorum…
Ölüm beni çağırıyor…
Hiç yüz vermiyorum…
Pınar YÜKSEL