Sevinç Engin'in 'İdare Etmek mi, Yönetmek mi?' isimli bu kitapta Kitapta Mehmet Ağar, Devlet Bahçeli, Süleyman Demirel, Erkan Mumcu, Onur Öymen ve Abdüllatif Şener Gibi İsimler Türkiye'nin Yönetimi ve Siyasete İlişkin Görüşlerini Açıkladı.
Gazeteci-yazar Saygı Öztürk, Türk basınında “Ergenekon”un hep “ilk”lerini yazdı. Evinde, Ergenekon belgeleri bulunan ve halen Kanada’da yaşayan Tuncay Güney’in “hamam” olduğunu ortaya çıkardı. Olayın taraflarıyla defalarca görüştü, geçmişte soruşturmanın niçin yarım kaldığını “Belgelerle Ergenekon” kitabında topladı.
GENEL YAYIN YÖNETMENİMİZ MURAT POLAT`A BEN KENDİ KÖŞEMDEN MESULUM GAZETENİN POLİTİKASI BENİ İLGİLENDİRMEZ DEDİ
Pazarcı, yazısına müdahale eden Nazlı Ilıcak’a nasıl tepki gösterdi? Bugünkü Tercüman geçmişin mirasını taşıyabiliyor mu? Bugün Gazetesi ve yazarları siyasi yelpazenin ve medya savaşlarının neresinde? Gazeteciler neden özel haber yapmıyor? İşte Emin Pazarcı’nın Genel Yayın Yönetmenimiz Murat Polat `a yaptığı özel açıklamal
Hikaye şu: Yıl 1995. Emin Pazarcı Akşam Gazetesi'nde köşe yazarı. Emin Çölaşan da Akşam Gazetesi ve Kanal 6'yı diline dolamış. Pazarcı köşesinde Çölaşan'ın tavrını eleştiren yazılar yazmaya başlar. Bir gün Pazarcı’nın telefonu çalar. Arayan TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Başkanı Sadık Avundukluoğlu'dur ve "Bir daha Çölaşan hakkında yazı yazma" der. Çünkü Çölaşan Avundukluoğlu’na Pazarcı’nın uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili sorgulanan Suriyeli ajan Zehebi ile bir ilişkinin olup olmadığını sorar. Mesaj bu kadardı ve Pazarcı gerekli mesajı alıp uykusuz kaldığı gecenin sonunda bir daha Çölaşan’la ilgili yazmamaya karar alır. Ta ki Çölaşan’ın yolu Hürriyet’le ayrılana kadar. Geçenlerde Çölaşan Tarzı Gazetecilik başlıklı yazısında bu olayı anlatan Pazarcı ile konuştuk. Ama tabii meslekte 30 yılı geride bırakmış, Akşam, Tercüman, TV8 Ankara temsilciliği ve yazarlığı yapmış Pazarcı ile konuştuklarımız sadece bununla sınırlı değil. İşte Pazarcı’nın dilinden dünden bugüne medyanın hali… Meclis haber: Yolunuz gazetecilikle nasıl ve ne zaman kesişti? EMİN PAZARCI: Gazeteciliğe üniversite yıllarında, 1980 öncesi, dergi çıkararak başladım. 1980 ihtilalinden sonra Avni Özgürel’le birlikte Yeni Sözcü isminde bir dergi çıkarttık. Yeni Sözcü 27. sayısında sıkıyönetim tarafından kapandı. Daha sonra bir iki denemem oldu. 1982’de Ak Ajans’ta çalıştım. 1985 yılında Tercüman’a girdim ve orada muhabirlik, yazarlık, temsilcilik yaptım. 1995 yılında Akşam Gazetesi’ne geçtim ve yazarlık ve Ankara temsilciliği görevini yürüttüm. 2002’de TV8 Ankara Temsilcilisi oldum. 2003 yılından sonra yeni çıkan Tercüman’ın Ankara Temsilciliği ve yazarlığını yaptım. Daha sonra Tercüman’ın adı değişip Bugün oldu ve şimdi Bugün Gazetesi’nde yazar olarak devam ediyorum. Meclishaber: 30 yıllık gazetecilik hayatınızda yolunuz hiçbir dönemde Doğan grubu ile kesişmiyor. Bu, özel bir tercih mi? EMİN PAZARCI: Düşebilirdi de ama düşmedi, şartlar öyle gerektirdi. Ben orada çalışmam diye bir tavrım olmadı. Kemal Ilıcak’la yola çıktık ve öyle de devam etti. Doğan Grubu’nda da öyledir. Orada başlayıp orada çeşitli gazete ve dergilerde devam ediyorlar. Nasibimiz buymuş. Meclis haber: Çalıştığınız yerler arasında en rahat ve özgür nerede oldunuz? EMİN PAZARCI: Kemal Ilıcak’ın Tercüman gazetesinde çok rahat çalışmıştım. Muhabirlik dönemimde bir şahısla ilgili haber yazmıştım. Kemal Ilıcak telefon edip “bu haberi bana bağışlar mısın, benim dostum” dedi. Düşünün, gazetenin patronu muhabire telefon edip bu haberi kullanmasak olabilir mi diye soruyor. Şimdi bırakın muhabiri, yazarların yazdığı yazı bile böyle bir durumda hemen çöpe gider. Meclis haber: Geçmiş dönemi de yaşayan gazeteciler bu günü yorumlarken sık sık eski dönemlere dönüp artık gazetecilikte o tadın kalmadığını söylüyor. Gerçekten de yok mu o tat? EMİN PAZARCI: Tabii. O eski tat kalmadığı gibi demokratikleşme çok ileri noktalara gelmesine rağmen basındaki özgürleşme o kadar ilerlemedi. Meclis Haber: Neden? EMİN PAZARCI: Bunun çok çeşitli nedenleri var. Birincisi, kartelleşme. İkincisi, gazeteci patronların meslekten ayrılması. Üçüncüsü, gazete sahiplerinin çok değişik işlerinin olması. Geçmişte gazetelerde sendika vardı. Sendikasızlaştırma yaşandı. Bunların hepsi yan yana geldiği zaman bugünkü tablo ortaya çıkıyor. Belki burada siyasi iktidarlara da suç bulunabilir. Baskılar da rol oynuyor. Geçmiş dönemlerde bunlar yoktu. Meclis Haber: Bu, önüne geçilemez bir durum mu? Yoksa tekrardan eskiye dönüş olur mu? EMİN PAZARCI: Türkiye her geçen gün demokratikleşiyor ama bizim gazeteciler olarak aynı oranda yol katettiğimiz söylenemez. Her şey giderek kötüye gidiyor. Bakıldığı zaman gelecek çok güzel olacak demek mümkün değil. Şimdi yabancı sermaye de girdi, bununla ilgili çok farklı argümanlar ortaya çıktı. Dolayısıyla gelecek çok iyi olacak dersek hayal kurmuş oluruz. Meclis Haber Yapıdaki bu değişiklik gazetecilerin haber-kaynak ilişkisi yada haber refleksi açısından nasıl bir değişiklik yaratıyor? EMİN PAZARCI: Son derece olumsuz değişiklikler yarattı. Şu anda gazetelere bakıyorum, hepsi birbirinin aynı. Özel haber diye bir şey yok. Sanki bir yerden birtakım bilgiler veriliyor, hepsi aynısını yazıyor. Oysa bizim muhabirlik dönemimizde çok farklıydı, haber atlatmak çok önemliydi. Mesela ihtilal döneminde Kenan Evren genellikle tatil yapmaya Karpuz Kaldıran’a giderdi. Kenan Evren’in basın danışmanı Ali Baransel’di. Evren ile özel görüşme yapmak mümkün değildi ancak bende Kenan Evren’in özel açıklamaları çıkmaya başladı. Bütün basın nerede görüştün diye benim arkamda. Halbuki ben işi çözmüştüm. Ali Baransel’e soruları veriyordum, Baransel de Kenan Paşa’dan cevapları alıp getiriyordu. Biz de onu özel röportaj diye veriyorduk. Herkes de bizi gitti görüştü diye biliyordu. Daha sonra diğer gazeteci arkadaşlar da işi çözdüler ve demeçler almaya başladılar. Yine Naim Süleymanoğlu Bulgaristan’dan geldiğinde Abant’ta dinlenmek istemişti. Biz de gazeteciler olarak onun peşindeydik. Ama özel bir şey yapmak lazımdı ve ben Bulgaristan Devlet Başkanı Jivkov’a Süleymanoğlu’nun ağzından özel bir mesaj yazdım. Can Pulak da o zaman Başbakanlık Basın Müşaviri’ydi. Kendisine “Naim Süleymanoğlu bunu imzalar mı?” diye sordum, “imzalar” dedi. Ama önemli olan nerede imzalanacağıydı. Büyük bir masada bütün gazetecilerle birlikte yemek yeniyor, ben foto muhabirine “Naim bir şey imzalayacak, sen fotoğrafını çek” dedim. Herkes var karede, gazeteciler “bu ne” dediler, “özel bir şey” dedik ve alıp cebimize attık. Ertesi gün o haber bizim Tercüman’da “Jivkov’a özel mesaj” diye tam sayfa çıktı. Bütün gazeteciler orada kimsenin ne olduğundan haberi yok. Eskiden mücadele buydu. Ama şimdi böyle bir ihtiyaç duyulmuyor. Meclis Haber Neden duyulmuyor? EMİN PAZARCI: Bu da gazete yönetimleri ile ilgili bir şey. Demek ki istemiyorlar. Biz bu şekilde bu işi götürelim diyorlar. Okuma alışkanlığı azaldı diye bir değerlendirme var. gazetelerin hepsi aynıysa, siz iyi bir şey sunmuyorsanız insanlar neden okusun? Çok farklı, çok düzgün bir mamul sunarsanız sanırım durum daha faklı olur. Şimdi gazeteler neredeyse hepsi birbirinin aynısı. Sadece yorum farkı var. Meclis Haber: Yöneticiler istemiyor, tamam. Peki gazetecilerin heyecanına ne oldu? EMİN PAZARCI: Gazeteciler heyecan duysalar da bazı şeyler isteğe bağlıdır. Sizden talep edilirse verirsiniz. Şu an özel haber yapabilecek çok iyi muhabirler var piyasada. Ama talep olmadığı için böyle alışmışlar.
Meclis Haber Uzun dönem Ankara temsilciliği yaptınız. Temsilciliğin verdiği eski alışkanlıklarınız şimdi de devam ediyor mu yoksa sadece yazılarınızla mı başbaşasınız? EMİN PAZARCI: Temsilcilikte her tür konuyla ilgileniyorduk. İki tür temsilcilik vardır. Çok iyi kurumlardaki temsilciler çok fazla yük kaldırmazlar. Ama ben genellikle sıkıntılı yerlerde yada yeni yayın hayatına giren kuruluşlarda temsilcilik yaptığım için her işle ilgileniyorduk. Şimdi bu yük üzerimizden kalktı. Temsilcilikten ayrıldıktan sonra dünyada başka şeyler de varmış, onları da görmeye başladım. Çünkü temsilciyken tamamen işinize organize oluyorsunuz, herşeyi ihmal ediyorsunuz. Onun da hoş tarafları var ama ben temsilcilikten sonra geriye bakmadım. “BEN KÖŞEMDEN MESULÜM, GAZETENİN POLİTİKASIYLA İLGİLENMİYORUM…” Meclis Haber: Kendinizi hangi kategoride görüyorsunuz: milliyetçi, milliyetçi muhafazakar, demokrat, liberal, hiçbiri? EMİN PAZARCI: Böyle kısıtlamaların içine girmek istemiyorum. Liberal tarafım da vardır, milliyetçi tarafım da, muhafazakar tarafım da. Madem ki benim inandığım fikirleri savunuyor onun her yaptığı doğrudur bakışı yanlıştır. Her siyasi hareketin yanlışları da var doğruları da. Benim görevim, düşüncelerimi işin içine karıştırmamak, yanlışsa yanlışları, doğruysa doğruları ortaya koymaktır. Meclis Haber Bugün Gazetesi Ak Parti’ye yakın bir gazete olarak duruyor. Yazdığınız gazetenin bu duruşu sizi rahatsız ediyor mu? EMİN PAZARCI: Ben köşemden mesulüm. Gazetenin yayın politikası ile ilgili değilim, zaten o politikaya da karışmıyoruz. Ak Parti’nin gazetesi denilebilir, zaman zaman Ak Parti’de Bugün gazetesinden rahatsız olabilir. Ak Parti medyası denmesine rağmen biz de zaman zaman Ak Parti’yi yazılarımızda eleştiriyoruz ama gazete yönetiminden yanlış yazıyorsunuz, yazma şeklinde gibi bir şey gelmedi bana. Meclis Haber: Hükümete yakın adlandırılan bir gazetede çalışmak, hükümet unsurları tarafından genellikle "bu bizim çocuk" yaklaşımıyla değerlendirilir. Sizin durumunuz nasıl? Bu durum, gazeteciliğinizi ve moralinizi nasıl etkiliyor? EMİN PAZARCI: Ben bu güne kadar böyle bir yaklaşım görmedim. Sayın Başbakan’la burada çalışırken de, geçmişte çalıştığım yerlerde de her zaman düzgün bir ilişkim oldu.
GENEL YAYIN YÖNETMENİMİZ MURAT POLAT, HÜRRİYET GAZETESİ YAZARI SAYGI ÖZTÜRK İLE GÖRÜŞTÜ.
Uğur Mumcu’dan sonra araştırmacı gazetecilik bitti diyenler çıktı. Ancak siz, arka arkaya yayımladığınız kitaplarınızla ‘ne bitmesi asıl şimdi başlıyor’ der gibisiniz. Türkiye’de gazeteciler için nasıl bir arena mevcut?