|
Kuzeyin oğlu geldi. Ankara’da bir kuzey rüzgarı esti. Sesi tanıdıktı, yüzü bildik. Dilinde bizim türkülerimiz vardı. Aşinaydı. İçimizden biriydi, bizden. Kendi topraklarımızdan, toprak kokuyordu biraz, biraz Karadeniz. Akdeniz rüzgarları estiriyor, doğunun türkülerini söylüyordu. 
Türkiyeliydi. Türkiye kokuyordu Ankara. Volkan Konak söylüyor, Ankaralı, Ankara’ya başka şehirlerden gelen sevenleri coşuyordu. Türkü söylerken dizlerine vuruyordu Kuzeyin Oğlu. Karadeniz kıyıları dövüyor, kuzeyin oğlu coştukça dizlerine vuruyordu.  Şiirler okuyor, lise çağlarında onu sevmeyen, ama onun çok sevdiği kız düşüyordu aklına. Saçlarında ters çıkışı olan bir kız. Onun saçlarına kitap yazarım diyor, sevdayı tanrısallaştırıyordu. Şiirdi o gece Ankara, türküydü, baştan ayağa duyguydu. Sahnede devleşmenin, ama halktan kopmadan büyümenin adıydı Kuzeyin oğlu. İçimizde bir sesti, uzakta kalmış nefes, geçmişte bıraktığımız bir sevdaydı. Anlattığı keder bizim, paylaştığı sevinç içimizden birinindi. Ne yabancıydık sözlerine, ne yad olmuştuk türkülerine. Seyircisi akrabası gibi sarmalıyordu onu. Kuzeyin oğlu bunu biliyordu ve seviyorum sizi diyordu. Seviyordu seyircisinin verdiği sıcaklığı. Sahnede büyümeyi, dinleyeniyle, kardeşi, ablası ağabeyi, yari bildiği seyircisiyle bütünleşiyor, aşklarım diyordu sizi seviyorum. Ve en önemlisi, samimiydi. Evimizden biri, aramızdan biriydi. 
Konser sonrası seyircisini kabul edip, saatlerce fotoğraf çektirdi, kucaklaştı, dinledi. Odasına girenler heyecanla, çıkanlarsa gülerek, mutlu çıkıyorlardı. Bekliyorduk kapısında. Hepimiz. Saatlerce büyük bir performansla konser vermiş, arkasından hiç sızlanmadan sevenleriyle buluşmuştu. Bencildik belli ki. Onunla konuşmak, bir karede görünmek arzusu ve sevginin akıl almaz bencilliğiyle kuşatmıştık onu. Oysa belki yalnızlaşmaya ihtiyacı vardı, belki ruhunu dinlendirmeye. Onu sevmekle gasp etmiştik onun kendine ait zamanını. Hiç sitem etmedi, hem de hiç. Yanındaydık, kimseye söylenmeden, kimseyi ayırmadan, aynı sıcaklıkla ilgiyle ve sabırla kucaklaştı. Yüzünde yılgınlık yoktu. Sevilmenin bedelini ödeyebilecek kadar cesurdu belli ki. Yirmi bir Haziran akşamı Ankara’da Kuzey Rüzgarı esti. İçimizde bir yerde içimizden birinin sesi yankılandı.
Peki ya ekibi? Müthiş bir konserin, eğlenceli bir gecenin, diğer emekçileri. Kişi benzerlerini seçermiş. Onlarda yüzlerinde tebessümle, sevecenlikle, sabırla koşturuyorlardı. İsmail diyordu, İsmail. İsmail, yorgun yüzünde sabırlı bir tebessümle cevap veriyordu. İsmail Yoğurtçu vardı aklımızda kalan. Işıkçısı,sesçisi saz ekibi. Hepsi aynı ahenkle çalışıyordu. Ankara onlarla o gece bir mutluluk yaşadı. Ankaralı teşekkür ediyor sizlere. Gecede emeği olan herkese. Bir emek hikayesidir bu. Bir çay hikayesidir. Vakti geldiğinde bahçeden, yağmur altında toplanan çay yapraklarının, alım yerlerinden fabrikalara gitmesi, işlenmesi, kurutulması, paketlenmesi emeğinin hikayesi. Demini almış çay keyfi içmek gibiydi ince belli bir bardakta çayı yudumlayıp, sevdiğimiz bir dostla sohbet gibiydi. Emekçileri vardı bu işin, mutfağı. Biri işini eksik yapsa sökülüp giderdi. Oysa itinayla işlediler o geceyi. Hepsi. Kimler mi;
Mahmut Özen PERKÜSYON, İsmail Yoğurtçu Menajer , Haşim Umut Gülbay Tur Menajeri, Selin Sarıcalı Tur Menajeri, Hikmet Karataş Işık Mühendisi, Cemal Eraslan Sahne Amiri, Adem Çağlayan Ses Mühendisi, Selim Bölükbaşı KEMENÇE- TULUM- BAĞLAMA, Cem Nasuhoğlu GİTAR, Eylem Pelit BAS GİTAR , KorayTürker KEYBOARDS, Levent Altındağ FLÜT- SAKSAFON, Ömer Öcal KEMAN, Umut Pelit DAVUL, Çağdaş Oruç FLÜT-SAKSAFON, Soner Kılıç Asistan , Akın Bahçekapılı Asistan, Timuçin Aksuer Ses mühendisi asistanı.
Bütün bu isimlerin, önce ekmeklerine, sonra emeklerine verdikleri değerdi, bizim keyifle izlediğimiz konser. Onlar görünmez kahramanlardı. Set işçisinden ışıkçısına. Nefis bir bardak çay gibi yudumlarken biz, onların emeklerini unutmak olmazdı. Emeğe duyduğumuz saygı, görsel bir şölen, ışıklarla süslenen sesti o gece. Ne güzeldiniz hepiniz. Ne güzel bir ekipsiniz. Hepinize teşekkürler, işinizi hakkıyla yaptığınız için. Siz şöhretli dünyaların bilinmeyen yüzleri, gizli kahramanları. Kuzeyin oğlunu hakkıyla dinlediysek biz, sizin sayenizde, bu teşekkür size…
Kuzeyin oğlu, seni dinledik o gece, seni sevdik bir kez daha. Sevincine samimiyetine inandık. Bir kez daha bağrımıza bastık seni. Aldırma sen, kem sözlere. Seviyorum dediğinde sevdiğini biliyoruz seyircini. Gözyaşında, hüznünde içten olduğunu, sahnede yüreğini ortaya koyduğunu biliyoruz. Sen özel bir insan, bir modern zaman sufisi. Böyle dik dur hep, devleş sahnede. Bestelerin, şiirlerin, sözlerin daim olsun yeryüzünde. Bir gün veda edecek olursan sahnelere, yine bil ki sevileceksin. Bil ki sen efsanesin. Bil ki samimiyetini biliyor, seni ve türkülerini seviyoruz. Bizi sevmende şart değil. Sen elmayı seviyorsun diye elmada seni sevecek değil ya Kuzeyin oğlu, öyle değil mi? Ama biz sev isteriz. Tıpkı senin gibi.
Saçların dalgalandı rüzgarla, sesin düştü yüreğimize, gülüşün dokundu iklimimize Kuzeyin oğlu. Biraz daha sevdik seni. O gece bir Kuzey Rüzgarı esti, kuzeyin kızı dinledi sesini. İçimizde bir sevinç uyandırdın. Dertlerin uzağına düştük sesinle. Birkaç saat çaldık hayattan Kuzeyin Oğlu. İçinden hüznü alınsın hayatının. Yalınlık, huzur gibi insin derinlerine. İlham, ortağın olsun. Ve yüreğinin deli dalgaları dinmesin Kuzeyin oğlu. Sana ve ekibine, Ankara’dan sonsuz teşekkürlerle. Türkü ol, su ol, akmaya devam et, yol al içimizde.
|